28 Şubat 2016 Pazar

Kızıl Kraliçe - Victoria Aveyard Kitap Tanıtımı | Yorum

Gönderen Büşra Ay zaman: 17:58 0 yorum
TANITIM
Kitabın adı: Kızıl Kraliçe
Özgün adı: Red Queen
Yazar: Victoria Aveyard
Seri: Kızıl Kraliçe, #1
Çeviren: Onur Kınacı Birler
Sayfa sayısı: 388
Türü: Distopya
Yayın evi: Pegasus Yayınları

İnsanların Kana Göre Sınıflara Ayrıldığı, Bir Düzen… 
Büyülü, Tanrısal Yetenekleriyle Diğerlerine Hükmeden Gümüşler, Onların Gölgesinde Hayatta Kalmaya Çalışan, Sıradan Kızıllar… 
İktidar Tehlikeli Bir Oyundur. Peki, Kazanmak İçin Ne Kadar Kan Kaybetmek Gerekir? Kanla Bölünmüş Bir Dünyada, Kazananı Belirsiz Bir Varoluş Mücadelesi… 

Mare Barrow'un dünyasında kanın rengi, varoluşun biçimini belirlemektedir. Doğaüstü yeteneklerle donatılmış Gümüşler, köle gibi çalıştırdıkları ve savaşta ölüme gönderdikleri Kızıllara hükmetmektedir. 

Yoksul bir Kızıl kasabasında yaşayan on yedi yaşındaki Mare, talihsiz olaylar sonucu bir Gümüş sarayında çalışmaya başlar. Ancak Kızılların başkaldırı hareketini örgütleyen Kırmızı Muhafızlar'ın davasını ateşleyecek kıvılcımın kendi parmaklarının ucunda ol-duğunu fark edince bambaşka bir oyunun ortasında kalır. Yalanlar üzerine kurulu bir düzende Kızılların Gümüşlere, bir prensin diğer prense ve Mare'nin kendi kalbine karşı mücadele ettiği bu tehlikeli oyunda tek mutlak gerçek, ihanettir.

@kitaplarinsenfonisi
YORUM
Yurtdışında dillerden düşmeyen Kızıl Kraliçe... Bir yerlerde bir yanlışlık vardı ama ben çözemedim. 

Aslında kitabı ne sevdim diyebilirim ne de sevmedim. Anlayamadığım kısım, bu kitapta bu kadar ses getirecek ne görüldüğü? Bana kalırsa, Kızıl Kraliçe'nin diğer distopik kitaplardan hiçbir farkı yoktu. Hatta eksiği bile vardı...

Kendine göre bir güzelliği vardı elbet ama farklı değildi. Çok sıradandı. Bana göre neredeyse baştan sonra tahmin edilebilir, basit bir hikayeden ibaretti. Yine de kendini okutturdu mu? Okutturdu. Ara ara sıkılmadım diyemem tabii ama yine de sonunu getirebildim.

Kan rengine göre ayrılmış bir dünya. Kızıllar ve Gümüşler. Kızıllar, sıradan insanlar. Yaşam mücadelesi veren, ebedi hizmete tabi tutulmuş yoksullar. Gümüşlerse çok farklı. Kanları gümüş renginde olmasından ziyade özel yeteneklere sahipler. Üstünler, zenginler...

Mare Barrow, ana karakterdeki kız. Bir Kızıl. Güçlü bir yapıya sahip. Korkusuz da. Olması gerektiği gibi... Mare, ailesinin geçiminde yardımcı olmak için hırsızlık yapıyor. Bir gün, soyduğu adamlardan birinin Prens Cal olabileceğini düşünmemişti elbet. Ama ilk karşılaşmalarında Cal ona prens olduğunu söylemiyor. -Bu arada o bir Gümüş.-

Karşılaşmalarından kısa bir süre sonra Mare saraya çağrılıyor. Ona hizmetçilik yapması için görev veriliyor. Mare bir süre olanlara anlam veremese de Cal'i gördüğü ilk an taşları yerine oturtuyor. Kendini bir anda saray dünyasının içinde bulan Mare, hiç olmadığı bir şeyi keşfediyor. Normalde bir Kızıl olmasına rağmen, özel bir yeteneğe sahip. Yani diğer Kızıl ve Gümüşlerden çok farklı. Bu duruma şahit olan Kral ve Kraliçe, Mare ile diğer oğulları olan prens Maven'la nişanlamak zorunda kalırlar.

Kırmızı Muhafızlar adına bir grup isyancılar var bir de. Adından da anlaşılacağı üzere Kızıllar tarafından oluşturulmuş bir grup. Tek bir amaçları var; kraliyet yaşamına son vermek ve eşitliği sağlamak.

Mare'in duyguları çok değişkendi. Şahsen ben, kimden hoşlandığını bile anlayamadım. Bu kısım beni biraz rahatsız etti. Maven'a başından itibaren ısınamamıştım zaten. Cal ondan ziyade daha sıcak geliyordu bana. Mare ise... hayır, Mare'i de sevemedim. Evangeline deseniz, kötü cadının tekiydi... Eh sonuç olarak, ben sıradan distopik hikaye seviyorum derseniz buyurun alın okuyun derim.
PUAN

25 Şubat 2016 Perşembe

Kösem - Aslı Deniz Eke Kitap Tanıtımı | Yorum

Gönderen Büşra Ay zaman: 21:32 0 yorum
TANITIM
Kitabın adı: Kösem
Yazar: Aslı Deniz Eke
Sayfa sayısı: 336
Türü: Tarihi Aşk
Yayın evi: Pena Yayınları

Ben Kösem... Küçük yaşta karanlıktan korkmamayı öğrendim ama hiç korkmaktan kaçınmadım. Ağlamaktan kaçındım. 

Sevinmekten kaçınmadım ama gülmekten kaçındım. Güçsüzlükten ve zayıflıktan da sakınmadım. Beni kurtaracak olan da ne kadar zayıf olduğuma bakarak yardım etti bana. 

Zekâ, kurnazlık ve güzelliğimle etkiledim koskoca bir cihanı ve gerektiğinde ellerimi kirletmekten kaçınmadım. Başkalarından korunmak ve onları etkilemek için gizli kaldım. 

Ben Kösem... İstediğimi elde ettim. 

Benden beklenildiği gibi...
YORUM
Daha önce Kösem adına farklı bakış açılarıyla yazılmış onlarca kitap olmasına rağmen, benim bu türde okuduğum ilk kitaptı. Yazarın farklı bir yorum sunumunun yanı sıra, ben şahsen kitabı çok başarılı buldum.

Hikaye, Anastasya'nın namıdiğer Kösem Sultan'ın Tinos köyünden başlayan yolculuk macerasının sarayda devam etmesini anlatmakta. Yaşadığı her zorluğa göğüs germesini, yeri geldiğinde ayakta durabilmek için her şeyi yapabilecek bir kadının, Osmanlı tarihinin en güçlü Valide Sultan'ı olarak kabul edilen Kösem Sultan'ın hikayesine şahit oluyoruz.

Anlatım birincil ağızdan ve inanılmaz akıcı işlemiş yazar. Sayfaları merak içerisinde çeviriyordum. Ayrıca kitabın kapak tasarımına da bayıldım! Siz de benim gibi henüz bu türde bir kitap okumadıysanız, başlangıcınızı Aslı Deniz Eke'nin Kösem'i ile yapabilirsiniz. Ben hikayeyi çok sevdim!

20 Şubat 2016 Cumartesi

Kan Kırmızı Yol (Toz Diyarları, #1) - Moira Young Kitap Tanıtım | Yorum

Gönderen Büşra Ay zaman: 16:43 0 yorum
TANITIM
Kitabın adı: Kan Kırmızı Yol
Özgün adı: Blood Red Road
Yazar: Moira Young
Seri: Toz Diyarları, #1
Çeviren: Eyüp Timur Avarkan
Sayfa sayısı: 448
Türü: Distopya
Yayın evi: Ephesus Yayınları

Saba kum fırtınaları tarafından harap edilmiş çorak bir diyarda yaşamaktadır. Çok sevdiği ikizi Lugh kaçırılınca gözü pek Jack ve Özgür Şahinler'le birlik olup Lugh'u aramaya koyulur. 

İkizi Lugh'u bulmak için pek çok güçlükle savaşmak durumunda kalan genç kız, zekası ve iradesiyle tüm zorlukların üstesinden gelmeye, düşmanlarını yenmeye çalışır. Üstelik bu süreçte hem mücadelelerinde yenilmez biri olduğunu hem de aşkı ve dostluğu keşfeder. Heyecan ve aksiyonun bir an olsun hız kesmediği Kan Kırmızı Yol soluksuz okunacak bir roman.
YORUM
Kan Kırmızı Yol, anlatımı ve hikayesi açısından çok sevdiğim bir kitap oldu. Anlatım, şimdiki zaman ekiyle yazılmıştı ve nedense bu şekilde yazılan kitaplar bana çok sempatik geliyor. *-*

Saba, Lugh (ikizler) ve Emmi adında üç kardeş babalarıyla birlikte Gümüşgöl denilen ıssız, çorak bir yerde yaşamaktadır.

İkizlerin doğum gününde yaşadıkları yeri atlılar ziyaret eder ve Lugh'u bir sebepten ötürü kaçırırlar. Saba bunun üzerine kardeşini bulmak ümidiyle peşine düşer. Ama tabii ki işler planladığı şekilde gitmez. Kardeşi Emmi de Saba'nın peşine takılmakla kalmayıp, Saba'ya dert olur.

Saba ve Emmi yolculuklarının ilk aşamasında kandırılır ve Saba kendini kafes dövüşlerinin ortasında bulur. Hayatta kalması için tek bir şans vardır, o da kafes dövüşlerini asla kaybetmemesi... Ayrıca Saba vaktinin daraldığını da farkındadır. Bu yüzden kafesten kaçmak için bir plan yapar. Kafesten kaçarken, hayatı tehlikede olan diğer kafes dövüşçülerinden Jack'in hayatını  da kurtarır ve Lugh'u kurtarma planına Jack de dahil olur.

Saba'nın yolu bir şekilde Özgür Şahinler dedikleri savaşçılarla kesişir. Saba, Lugh'u arama macerasında Emmi, Jack ve Özgür Şahinlerle devam eder.

Karakterleri çok sevdim. Hele Jack, favori karakterim oldu. Sempatik, bir o kadar da güçlü bir karakterdi. Diyaloglarını defalarca okudum diyebilirim! :D Saba ise çok dik başlı, dediğim dedik ve inanılmaz güçlü bir karakter. Emmi için pek aynı şeyleri söylemem. Tavırları bazen beni deliye döndürdü. :D

Son bir sahnede yazarın biraz gereksiz uzattığını düşündüğümden bir puanı kırdım ama her sayfası maceralarla dolu olan Kan Kırmızı Yol'u gerçekten çok sevdim. Ayrıca serinin ikinci kitabı da çok yakında raflarda yerini alacak! Şimdiden okumak için sabırsızlanıyorum!
PUAN

13 Şubat 2016 Cumartesi

Meleğin Düşüşü - Susan Ee Kitap Tanıtımı | Yorum

Gönderen Büşra Ay zaman: 17:18 0 yorum
TANITIM
Kitabın adı: Meleğin Düşüşü
Özgün adı: Angelfall
Yazar: Susan Ee
Seri: Penryn & the End of Days, #1
Çeviren: Barış Emre Alkım
Sayfa sayısı: 316
Türü: Fantastik, Distopik
Yayın evi: Dex Yayınları

Kanatsız bir melek ne işe yarar? 

Kıyamet melekleri yeryüzüne inip tüm dünyayı yakıp yıktığından bu yana altı hafta geçti. Gündüzleri sokak çeteleri hüküm sürüyor, geceleri korkunun ta kendisi.

Bir gün savaşçı melekler küçük bir kızı kaçırdılar, tekerlekli sandalyeye mahkum, aç biilaç halde, ufacık bir kızı. Kızın ablası, Penryn, kardeşini kurtarmak için elinden geleni ardına koymayacak. Buna, aslında düşmanı olan bir melekle bir anlaşma yapmak dahil olsa bile. 

Raffe, kanatları kesilmiş, gücünü yitirmiş bir melek. Binlerce yıl savaştıktan sonra şimdi hayatı, gencecik bir kızın ellerinde. Penryn ve Raffe, korkunun ve tuhaf yaratıkların hüküm sürdüğü bir dünyada bir başlarınalar, hayatta kalmak için de birbirlerine ihtiyaçları var. 

Her şeye rağmen sağ kalıp düşman meleklerin inine gitmeliler. Penryn burada kardeşini bulmayı umut ediyor. Raffe ise binlerce yıllık düşmanlarına karşı tek başına savaşıp kanatlarını ve eski gücünü yeniden kazanmayı.
@kitaplarinsenfonisi
YORUM
Şu zamana kadar okuduğum en farklı melek temalı kitaptı diyebilirim. Çünkü fantastik haricinde distopya da barındırıyordu.

Melekler tarafından yok olmanın eşiğine gelmiş bir yerde Penryn, kız kardeşi ve annesiyle birlikte yaşam mücadelesi vermekte.

Penryn, ailesiyle birlikte yemek bulmak için dışarı çıktığında hiç beklemedikleri bir şeyle karşılaşırlar. Bir meleğin düşüşüne şahit olurlar.

Meleğin kanatları koparılıyordur ve Penryn bir anda kendini bu savaşın içinde bulur. Bu sırada Penryn'in kardeşi diğer melekler tarafından kaçırılır.

Penryn'in kardeşini bulması için yapması gereken tek bir şey vardır. Kanatlarının koparılmasının ardından kan kaybından ölmek üzere olan düşmüş meleğin hayatta kalmasını sağlamak ve onu meleklerin yaşadığı yere götürmesine ikna etmek... Penryn ve Raffe'i macera dolu bir yolculuk bekliyordur.

Kitabı da karakterleri de çok sevdim. Akıcı anlatımı vardı. Tek şikayet ettiğim kısım diyalogların az olmasıydı. -_- Meleklerin konu aldığı ve diğerlerinden farklı bir hikaye okumak isterseniz kesinlikle tavsiye ederim.
PUAN

10 Şubat 2016 Çarşamba

Yağmurla Gelen Mutluluk - Amber L. Johnson Kitap Tanıtımı | Yorum

Gönderen Büşra Ay zaman: 20:02 0 yorum
TANITIM
Kitabın adı: Yağmurla Gelen Mutluluk
Özgün adı: Puddle Jumping
Yazar: Amber L. Johnson
Çeviren: Filiz Şakar
Sayfa sayısı: 173
Türü: Genç Yetişkin
Yayın evi: Yabancı Yayınları

Yağmurla Gelen Mutluluk, farklılıkların aslında ne kadar abartıldığını ve sevginin karşısında hiçbir şeyin duramayacağını bir kez daha gözler önüne seriyor... 

Söz konusu aşksa, sıradan diye bir şey yoktur.Herkes Colton Neely'nin özel olduğunu düşünüyordu. Lilly Evans ise büyüleyici olduğunu... 

Çocukluk arkadaşlarıyken bir kaza yüzünden yolları ayrılmıştı. Yıllar sonra buluştuklarında ise Lilly, Colton'ın ne kadar özel olduğunu ve onu daha fazla tanımak istediğini keşfedecekti. Ve Colton'ı tanıdıkça, ona daha çok bağlanacaktı. 

Ancak Lilly, sevgisini kelimelerle ifade etmekte dahi zorlanan bu çocukla ilişkisini dilediği gibi yürütebilecek miydi?
@kitaplarinsenfonisi
YORUM
Bu kitaba başladığımda kitap hakkında tek bilgim yoktu. O yüzden herhangi bir beklentiyle başlamadım kitaba. Açıkçası iyi ki yorum okumamışım diyorum. Böylesi çok daha güzel oluyormuş. :D

Hikayeyi aşırı sevdim. Sayfa sayısının azlığından dolayı bir başladınız mı bitirmeden bırakamıyorsunuz zaten. Kısaca kitaptan bahsetmek gerekirse;

Colton, Asperger Sendromu (sosyal etkileşimde zorluklar diye de açıklanabilir) olan bir çocuktur. Colton dokuz yaşındayken annesi, ona arkadaşlık etmesi için Lilly'e bakıcılık teklif eder. (Burada yanlış anlaşılma olmasın Lilly ve Colton aynı yaştalar.) Lilly, Colton'a arkadaşlık etmeye uğraşır ama her seferinde başını büyük derde sokar. Annesi bu durum üzerine Lilly'nin işine son verir.

Beş yıl kadar sonra Lilly, Colton ile karşılaştıklarında, hastalığını ilk kez o zaman öğrenir. Aynı yerde oturuyor olsalar da Colton evde özel eğitim gördüğünden çok fazla görüşme imkanları olmaz.

Colton, on yedi yaşına geldiğinde, ailesine son yılını okulda geçirmek istediğini söyler ve böylece okula başlar. Lily, onu okulda gördüğünde epey şaşırır ama yine de gidip ona arkadaşlık etmeye başlar. Hatta okulda ona göz kulak bile olur. Okula giderken, dönerken, okuldayken hep birlikte vakit geçirmeye başlarlar.

Colton'un hastalığını aşması için ona epey yardımcı olur. Zamanla aralarındaki arkadaşlık ilişkisi kuvvetli bir bağa dönüşürken Lilly'i çok zor zamanlar beklemektedir. Çünkü Colton sıradan bir çocuk değildir.

Yağmurla Gelen Mutluluk bittiğinde yüzümde hafif bir tebessüm vardı. Başka Dilde Aşk'ı okuyanınız varsa bilirsiniz, bana göre bu kitap tam olarak Başka Dilde Aşk tadındaydı. Ortak birçok yönleri vardı ve bu kitabı da en az onun kadar sevdim. Kesinlikle öneririm! :')

Bu arada, kitabı araştırırken seri olduğunu öğrendim. Yazar bu yıl içerisinde 'A Million Drops of Rain' başlıklı ikinci kitabı piyasaya süreceğini duyurmuş. Onu da okumak için şimdiden sabırsızlanıyorum. *-*
PUAN

2 Şubat 2016 Salı

Siyah Kar - Juliette Sobanet Kitap Tanıtımı | Yorum

Gönderen Büşra Ay zaman: 13:34 0 yorum
TANITIM
Kitabın adı: Siyah Kar
Özgün adı: Midnight Train to Paris
Yazar: Juliette Sobanet
Çeviren: Solina Silahlı
Sayfa sayısı: 282
Türü: Gizem, Macera
Yayın evi: Arkadya Yayınları

Zaman adeta sihirli bir değnek gibidir. Ya tamamen olacakları değiştirirsiniz ya da geçmişin gölgesini… 

“Son bir kez daha gördüm karlar arasındaki yüzünü. Bu kez konuşmadı. Menekşe gözleri her şeyi açıklıyordu. Çok geç kaldın diyordu sanki. Çok geç kaldın.”

İkizlerin birbirini hissettikleri söylenir. Tıpkı gazeteci Jillian Chambord’un, korkunç bir rüyadan karlı sabaha uyandığında ikizi Isla’nın başının dertte olduğunu hissettiği gibi. Yollarını ayırdıktan altı sene sonra Samuel Kelly’nin dedektif olarak Jillian’ın karşısına çıkması iyiye işaret değildir. İkizi Isla, iki genç kızla birlikte İsviçre’den Paris’e giden gece yarısı ekspresinden kaçırılmıştır. 

Jillian, acı bir geçmişi paylaştığı ikizini bulmaya çalışırken, Yılbaşı Arifesi’nde tarihin yeniden yaşandığını keşfeder. Çünkü 1937 yılında Isla gibi başka bir genç kız iki kişiyle birlikte aynı trenden kaçırılmıştır. Jillian ve Samuel, olayı çözmek için gece yarısında Doğu Ekspresi treninde yolculuk ettiklerinde kendilerini çok farklı bir durumda bulurlar. Onlar artık 1937 yılındadır… Jillian bu zorlu yolculukta ikizini kurtarmaya çalışırken, Samuel’e olan hislerini dizginleyebilecek midir? Dahası artık onlar için bir gelecek var mıdır?

Siyah Kar, muhteşem kurgu ve etkileyici anlatımıyla aile bağlarının önemini vurgulayan, sevdiklerimiz için neleri göze alabileceğimizi gösteren zaman ötesi bir roman.
@kitaplarinsenfonisi
YORUM
Siyah Kar beklentilerimin çok üstünde çıkan bir kitap oldu. Yazarın anlatımı, betimlemeleri, genel olarak hikayesi tam film tadındaydı. Ve gerçekten çok sevdim.

Ana teması zaman kavramı olan kitapları seviyorum. Hele o kitapta bir de zaman yolculuğu olduğunda tadından yenmiyor. *-* İşte bu kitap da öyle.

Jillian, araştırmacı bir gazetecidir. Çok yoğun geçen işleri arasında bir gün, ikiz kardeşi Isla'nın başının dertte olduğuyla ilgili bir rüya görür.

Isla'nın başı gerçekten de derttedir. Paris trenine bindiğinde başına gelecek olanlardan habersizdi. Isla, o yolculukta iki kişiyle daha birlikte kaçırılır. Aynı olay, yetmiş beş yıl önce de gerçekleşmiştir. 1937 yılında aynı trenden aynı zamanda üç kişi daha kaçırılmıştır.

Isla'nın kaçırılmasının haberini, Jillian'ın altı yıl önce ayrıldığı ama hala sevdiği dedektif Samuel verir. Jillian, kardeşini bulmak için Samuel ile birlikte yolculuğa koyulur. Bu arama sırasında, aralarındaki bağ yeniden alevlenir. İkisi birlikte Isla'nın kaçırıldığı yere, Alpler'e gitmek için Doğu Ekspresi'ne bindiklerinde, hiç ummadıkları bir şey olur. Kendilerini, bundan yetmiş beş yıl öncesine, yani olayın ilk yaşadığı 1937 yılında bulurlar.

Bu sıradan bir polisiye ya da aşk hikayesi değil. Bu, her sayfasında sürprizlerle karşılaşacağınız bir yolculuk. Ve sizi de bu yolculuğa davet ediyorum... Ama ondan önce ben şimdi, ömür boyu geçerli Doğu Ekspresi yolculuk biletimle Paris'e kaçıyorum! Hoşça kalın! :D
 

Kitapların Senfonisi Copyright © 2012 Design by Antonia Sundrani Vinte e poucos